Bugün 19 Ağustos 2018 Pazar
  • İstanbul25 °C
  • IMKB
    80.549
    %0.65
  • Altın
    229,442
    %4.50
  • Dolar
    6,0368
    %3.18
  • Euro
    6,8881
    %3.60

Mustafa Sabri Beşer / 212 Haber

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erken davranın ve ödüllerinizi alın

03 Mayıs 2018 Perşembe 14:51
Uzun bir yılın ardından sene içerisinde soluduğumuz hayatın değişim zamanı olarak sunulan bir zaman dilimine giriyoruz. Her bir Müslümanın farklı farklı anlayış ve amellerinin göstergesi olan Ramazan. Zaviye farklılıkları münasebeti ile değerlendirildiğinde ramazan ayının diğer aylardan farklılık arz ettiğini söylemek için özel bir yeteneğe gerek yok.
 
İslam coğrafyasının bütününe bakıldığında ülkemizdeki kadar coşku ile karşılanmadığına şahit olabiliyoruz. Bu coşku pek tabi bizi diri tutabildiği gibi ifratlara da maalesef sürükleyebiliyor. İslam coğrafyasına istinaden ülkemizdeki diriliği ve coşkuyu mukayese etmeye kalktığımızda duyarlılığımızın daha bir başka olduğuna elbette kaniyiz.
 
İfrat açısından ramazan ayına nazar ettiğimizde ise bizlerin özünde dini duyarlılığımızın yanında, bilgi ve bilince dayalı olmaksızın dengesiz bir şekilde değer yargılarımızın sıralandığını görüyoruz.
 
Ramazanın ve dahi dinin suaresinden uzaklaşarak bazen gösterişin bazen de bidatlerin zirve yaptığını söylemek kolay olsa gerek.
 
Hadi meseleyi özellikle günümüz konjonktüründen ülkenin ekonomisinin canlı tutulması açısından değerlendirelim; evet, ziyadesiyle ekonomi bir ivme kazanıyor. Özellikle ülke içi turist merkezli turizm ve kültürel etkinlikler bağlamında hareketli zamanlar ve canlılıklar yaşanıyor. Bu belki de bir zaviyeden bakıldığında dini hassasiyetin teyakkuz halinde kalması için de yardımcı olabiliyor. 
 
Lakin temellerin zayıf olduğu bir bilincin akideden uzak sadece folklorik bir dinin zuhur etmesi ise üzücü ve düşündürücü.
 
Bir yanda bazı kesimler tarafından ramazan ayı münasebeti ile gerçekleştirilen etkinlikler, seyahatler, ibadetler, canlılıklar ürkütücü seviyelere çıkabiliyor zira İslam’dan yoksun yaşanılan bir hayatın endişesi zuhur etmiş oluyor. Lakin diğer bir yandan şuursuz ve folklorik ayine bağlı bir din yaşayışı ise Müslüman kesim tarafından ‘eyvah’ dedirtecek cinsten.
 
Uzun yıllar yayıncılık yapmış birisi olarak açıkçası geçmiş yıllarımı bu zaviyeden düşündüğümde hep kendime içerlerim. Zira ramazan ayı bir yayıncı için ekstra ekonominin canlılığı manasına da geliyor. Ekonomi merkezli ya da folklorik turizm merkezli yaşanılmış olan her bir ramazan aslında bize küserek veda etmiş oluyor.
Bilince, okumaya, düşünmeye, eyleme, ayete, zikre, niyaza ağırlık verilmesi icap ederken cümbüşe, seyahate, festivale, mesnetsiz bir şekilde kutsallaştırılan türbe ziyaretlerine dönüşmesi maalesef ramazan ayını sadece farklı renkler tarafından net ve canlı olmayan bir poza dönüştürüyor.
 
Şia merkezli yaşayan şii kardeşlerimizin Kerbela’yı Kâbe gibi ziyaret etmelerine karşın ülkemiz vatandaşları Eyüp Sultan camiini Kâbe’ye çeviriyorlar. Ne Kerbela ne de Eyüp Camii değersiz hale getirmek gibi bir niyetim yok elbette. Her ikisi de değer, her ikisi de güzel bunda sorun yok. Lakin bu ziyaretler maksadını aşarak meftun olan zatlardan dilenmeye kadar, niyazlarına aracılık yapmalarına kadar gidebildiği için ifrat dahi aşılmış oluyor ve şirk devreye girebiliyor.
 
Ramazan ayı ile birlikte benim en sevindiğim enstantanelerden biri en ağır eleştiri ve acımasızlıkları gösteren bir takım medyanın dahi iftar ve sahurlarda en azından dini programlar ya da hocalarla yayın yapmaları oluyor. Her ne kadar bu kesim ramazanın ekonomik şartlarından rant sağlamak maksadı ile yapmış olsa dahi sevindirici bir olay.
 
Müslümanlar açısından ramazan her bakımdan aslında çeşitli imkân ve fırsatların zemini. Allaha kulluğun hangi mesabede olduğunun muhasebesini yapabilme, Müslümanların birbirleri ile münasebetleri, üstünlüğün sadece takva ile olduğunun tezahürü olarak dilin ve midenin kapalı tutulmuş olması ile birlikte ruhun bu üstünlüğe erişebilmesi gibi birçok fırsatın zemini.
 
Hülasay-ı kelam; Ramazan ayımız ve oruçlarımız ekonomik karlılık merkezli değil Allah için ve ahiretimiz için sermaye olarak görülerek yaşanmalı. En azından bunu kendi nefsime seslendiriyorum.
 
Efendimiz’in  (a.s.m.) seslenişi ile bitirmiş olalım; “Siz mübarek bir aya kavuşuyorsunuz, Allah onda oruç tutmanızı farz kıldı. O ayda cennet kapıları sonuna kadar açılır. (Yani cennete girebilme çok kolaylaşır). Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar kelepçelenir. Onda öyle bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Böyle bir ayın bereketlerinden mahrum olan, her şeyden mahrum olmuş sayılır… Her gece Allah’ın rahmetinden bir ses şunları söyler: Yok mu isteyen vereyim, yok mu bağışlanma dileyen bağışlayım… Bir melek şöyle dua eder: Allah’ım, verene sen de arkasını ver. Cimrilik edenin malını telef et… Bayram günü gelince de semadan bir nida şöyle seslenir: Bu gün artık ödül günüdür, erken davranın ve ödüllerinizi alın”.
Bu yazı toplam 125 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
  • Kasaplara Kurban Kesim Eğitimi
  • Erokspor Esenler İçin Mücadele Edecek
  • "Türkiye'de Her Çocuk Filistin Muhabbetiyle Doğuyor"
  • Kuraş’ta Şampiyonlar Belli Oldu
  • Hafriyat Kamyonlarına Sıkı Takip
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 212 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 4863936 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA