Bugün 20 Eylül 2017 Çarşamba
  • İstanbul26 °C
  • IMKB
    80.549
    %0.65
  • Altın
    146,571
    %-0.32
  • Dolar
    3,4727
    %-0.58
  • Euro
    4,1687
    %-0.32
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kavga uzun sürecek
18 Ağustos 2016 Perşembe 16:05

Kavga uzun sürecek

15 Temmuz darbe girişimi üzerine röportaj gerçekleştirdiğimiz Gazeteci-Yazar Turan Kışlakçı, darbe girişimini işgal olarak nitelendirdiğini belirterek, işgalle Türkiye’nin bölünmesinin hedeflendiğine vurgu yaptı.

HACER TÜRKEL ARSLAN / 212 HABER

 

 

Türkiye, 15 Temmuz 2016 akşamı Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)’ ne mensup askeri cunta tarafından gerçekleştirilen darbe girişimiyle kâbusu yaşadı. O kapkara gecede 240 vatandaşımız şehit oldu, 2 binden fazla kişi de yaralandı.

 

Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinin trafiğe kapatılmasıyla başlayan süreçte, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi F-16 savaş uçakları ile bombalandı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı suikast girişiminde bulunuldu, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak, Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve Jandarma Kuvvetleri Komutanı Galip Mendi darbeyi gerçekleştiren askerler tarafından rehin alındı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, darbe girişimine karşı halkı meydanlara çağırması üzerine, tarihinde birçok darbeye şahit olan Türk milleti, 15 Temmuz’da kendini tankların, F-16’ların, bombaların, ağır silahların önüne atarak, gözünü kırpmadan vatanı için canını siper etti.

 

Gazeteci-Yazar Turan Kışlakçı ile tarihe kara bir leke olarak geçen 15 Temmuz darbe girişimi üzerine röportaj gerçekleştirdik. Darbe girişimini işgal olarak yorumlayan Kışlakçı, işgalle Türkiye’nin bölünmesinin hedeflendiğine vurgu yaparak, “Eğer Türkiye bölünmüş olsaydı Ortadoğu da bölünme sürecine girmiş olacaktı ve böylece darbeler silsilesi başlayacaktı. Erdoğan düştükten sonra da bölge yeniden bölünecek ve ortaya yeni haritalar çıkacaktı. Asıl Büyük Ortadoğu Projesi bu süreçte devreye girecekti ve büyük kanlar dökülecekti.” şeklinde konuştu.

 

 

Darbe girişimine giden süreci ve olaylar zincirini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baktığımızda Türkiye’de darbeye giden bir süreç, bir kaos ve anarşi ortamı yoktu aslında. 15 Temmuz’u iktidarı bir şekilde ele geçirmek isteyen ve bunun için son birkaç yıldır birçok yola başvuran, 17-25 Aralık’ta darbe girişiminde bulunan bir cuntanın yeniden bir kalkışması olarak yorumlayabiliriz. Bu cuntacılar 17-25 Aralık’tan sonra başaramadıklarını darbe ile yeniden gündeme getirmek istediler ve karşılarında halkı buldular. Halkın bu kadar büyük bir tepki vereceğini tahmin etmedikleri için bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı.

 

 

Türkiye’nin bölünmesi hedeflendi

Darbe ile ne hedeflendi?

Açıkça söylemek gerekirse bu darbe değil, bir işgaldi. İşgalle hedeflenen şey de Türkiye’nin bölünmesiydi. Bu darbeyi yapanların bazılarının PYD’ye, bazılarının Yunanistan’a sığınması çok açık bir şekilde Türkiye’yi bölmeye yönelik bir girişim olduğunu gösteriyor. Eğer Türkiye bölünmüş olsaydı Ortadoğu da bölünme sürecine girmiş olacaktı ve böylece darbeler silsilesi başlayacaktı. Belki bunun ardından Barzani’ye bir darbe yapılacak, Katar, Suudi Arabistan, Pakistan gibi birçok bölgede darbeler gerçekleşecekti. Sivil yönetimden uzaklaşılacak ve yeniden diktatör ve askeri rejimlere dönüş olacaktı. Askeri rejimlere dönüş bir ülkenin bölünmesi demektir. Libya, Yemen, Suudi Arabistan, Türkiye bölünen bir coğrafya. 1908’de Abdülhamit’in düşüşü sonrası Araplar bizden ayrılmaya ve ayrı talepte bulunmaya başladılar. Abdülhamit düştükten sonra Batılılar bu coğrafyanın yeni haritalarını çizdiler (Sykes-Picot Antlaşması). Aynı şey 15 Temmuz için de geçerliydi. Aynı Abdülhamit’in düşmesi gibi Erdoğan da düştükten sonra bölge yeniden bölünecek ve yeni haritalar çıkacaktı. Asıl Büyük Ortadoğu Projesi bu süreçte devreye girecekti. Büyük kanlar dökülecekti. Bu coğrafya yeni bir sıkıntılı döneme girecekti ama Allah’a hamdolsun ki darbe başarısız oldu.

 

15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olmasının, darbelerin başarılı olduğu coğrafyada bundan sonra darbelerin başarısız olması konusunda çok büyük etkileri olacak. Mesela Türkiye’deki başarısız darbe girişimi bugün Halep’e etki etti. Bu vesile ile mücahitler oradaki ablukayı kırabildiler. Yemen’de insanlar daha da hareketlendi. Libya’da da bir hareketlilik başladı. Karşı devrimle yok edilen iktidarlar, yeniden halk iktidarını kazanmak için ciddi bir mücadele başlattılar. 15 Temmuz bütün bu coğrafyaya örnek olacak. Bunun etkisini biz beş-on yıl sonra çok rahatlıkla bütün bölgede göreceğiz. Geçen yüz yılda ciddi darbelerin olduğu bu coğrafyada şimdi halkların olduğu bir döneme geçiyoruz. Bunun hem Türkiye’ye hem de bölgeye faydası olacak.

 

20160810_162407-copy.jpg

 

Ekonomiyi zayıflatmaya çalışacaklar

Beş yıllık bir profil çizdiniz ama bu beş yıla kalmadan daha etkili bir şekilde bu darbe girişiminin arkasını getirmezler mi? Batılı güçlerin arkasında olduğu bir kalkışma sonuçsuz kalabilir mi? Bu minvalde yakın tehlike bekliyor musunuz?

Elbette ki Türkiye uzun soluklu bir mücadelenin içine girdi. Bu uzun soluklu mücadelede biz bundan sonra daha uyanık olacağız. Darbelerin nereden geleceğini bilmeyeceğiz. Onun için halkımızın da aydın ve entelektüellerimizin de bundan sonra toplumu bölmeye yönelik girişimlere karşı dikkatli olmaları gerekiyor. Ekonomiyi zayıflatmaya çalışabilirler. Hükümet ekonomik darbelere karşı şu anda hazırlık yapıyor. Rusya ile ittifakı aslında bu yönüyle düşünebiliriz. Arap dünyasıyla belki ilerde adım atılacak şeyler olacak. Eğer ekonomik kriz üzerinden bir şey yapmazlarsa bu toplumu ayrıştırmaya yönelik bir çaba içerisine girecekler. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-dindar gibi bir cenderenin içine sokabilirler Türkiye’yi. Bunun için hepimizin bu tür ayrıştırıcı kavramlardan uzak durmamız gerekiyor. Bu mücadele uzun sürecek.

 

Bu coğrafyada 21. yüz yıl henüz kendi kimliğini bulmuş değil. Dünyanın nereye gideceği belli değil. Bir yön arıyor dünya. Batılılar Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını istemiyor. Türkiye’nin güçlenmesi hem bölge ülkelerini hem de küresel güçleri endişelendiriyor. Türkiye’nin hızlı büyüyebilmesi için önünde inanılmaz bir imkân var. Halk da bunu gördü, güçlü bir lideri de var, bunun peşinde gidiyor. Kavga uzun sürecek. Bu sürece hazırlıklı olmamız gerekiyor. Önümüzdeki beş-on yıllık süreçte çok sağlam durmak zorundayız.

 

 

Darbe geliyorum demesine rağmen neden son ana kadar fark edilemedi? Sizce burada bir istihbarat zafiyeti mi var?

Türkiye bütün kurumlarıyla darbeyi biliyordu; fakat hangi gün, nerede, nasıl ve içinde kimler olacağı belli değildi. Bunlar yıllarca ordu içinde kimliklerini gizleyen insanlar. Bir kesim bunların FETÖ’den olduğuna inanmıyoruz diyorlardı. Şimdi hepsi ortaya çıkınca şok etkisi oluşturdu. Akın Öztürk’ün onlarla bir bağının olduğuna kimse inanmazdı.

 

 

Yakın dostları Erdoğan’ı anlamadı

Erdoğan en yakınındakilerin hain olduğunu nasıl fark edemedi?

Erdoğan bunun farkındaydı. Bunu yaverini yanında götürmeyişinden de anlayabiliriz. Erdoğan 17-25 Aralık’tan beri çevresine, bunların bir çete, bir örgüt ve ciddi anlamda tehlikeli olduklarını söylüyordu. Cumhurbaşkanı en yakın dostlarına anlatamadı bunu. Birçoğu Cumhurbaşkanı abartıyor diyordu, birçoğu da karşı çıkıyordu. Yaver ordu içinden geliyor. Kimden olduğunu bilmiyorsun. Aslında bu şerden de bir hayır çıktı. Adamlar bütün yönleriyle ortaya çıkmış oldu. Bunların bir terör örgütü olduğuna toplumun bir kesimi şu ana kadar inanmıyordu.

 

 

Bu kalkışmada askeriyenin içerisinde başka kanatların aktif ya da pasif desteği var mı?

Bu cuntanın içinde yer alanlara baktığımızda genelde FETÖ’yü görüyoruz; fakat yandan destekleyenler de var. Örneğin Cumhurbaşkanından ve AK Parti’den nefret eden Kemalist grubun da katkısı olduğunu biliyoruz. Ordudaki NATO kanadının da kısmen bu işin içinde olduğu söyleniyor. Batı da bu işin içinde; ancak darbe girişiminin başarısız olması onları şu anda bunu inkâra götürüyor.

 

turan-kislakci-(9)-copy.jpg

 

İkinci bir Arap Baharı yolda

Türkiye’de yaşananların Ortadoğu siyasetine etkisi nasıl olur?

İlki karşı devrimlerle durdurulsa da ikinci bir Arap Baharı yolda. Türkiye’nin bu başarısı Mısır’da ve birçok ülkede dengeleri yeniden değiştirecek. Uzun mesafede bunun etkilerini göreceğiz. Cumhurbaşkanı konuşmasında Mısır’da, Libya’da, Yemen’de, Suriye’de Batı’nın oyunlarını bozacağız demişti. Bu da o bölgedeki halklara yine destek verecek demek. Arap Baharı bitmedi, sadece silahlı katliamlarla durduruldu; fakat bunun engellenemez olduğunu hepimiz biliyoruz. Biz ikinci bir Arap Baharı dalgasını beş-on yıl sonraya bekliyorduk ama Türkiye’nin 15 Temmuz’u bunu erkene çekti. Bir-iki yıl içinde yeni bir dalganın başlayacağını söyleyebiliriz. Bölgede yeniden istiklal ve özgürlük hareketleri başlayacak. Devletler Batı’dan biraz daha uzaklaşıp bölge insanlarına kendi kimliklerini, kendi siyasetlerini oluşturma gücü verdi. Benim görüştüğüm Ortadoğu’daki birçok bakan, ‘Türkiye halkının bu başarısı bize örnek oldu, biz artık Amerika’nın dışında kendi siyasetimizi üretebileceğimizi gördük’ dedi. Bölge artık kendi siyasetini oluşturacak ve ABD’nin her dediğine evet diyen değil, çıkarları uyuştuğunda beraber gidebilen, çıkarları uyuşmadığı zaman da hayır diyebilen hükümetler oluşacak. Bunun da bölgeye ciddi bir etkisi olacak.

 

 

Batı Türkiye’yi yalnız bıraktı

Yaşananların Suriye krizi ile ilgisi var mı?

Zahiren öyle görünse de derinlere indiğimizde bunun Suriye ile bir bağlantısının olmadığını görüyoruz. Esed’in gitmesini isteyen Batı idi. Suriye siyasetini Türkiye tek başına belirlemedi. Buna Batı ile birlikte karar verdi. Sahada İran da vardı. Daha sonra Rusya buna dahil oldu ve bu küresel bir kavgaya dönüştü. Batı sonra geri adım attı, Türkiye’yi yalnız bıraktı. Türkiye’nin de kendisine göre bir siyaset izlemesi gerekiyordu ve kendine ait bir siyaset ortaya koydu. Ne Rusya’ya ne de Batı’ya yanaşabildi. Kendi çıkarlarına uygun daha farklı bir yöntem izledi; fakat bir baktı ki Batı, Suriye’nin yanı sıra Türkiye’yi de başarısız kılmak için uğraşıyor.

 

Türkiye’nin ekonomik olarak büyümesi, siyasi olarak güçlenmesi Batı’yı, ABD’yi çok rahatsız ediyor. Şu anda borcu olmayan, IMF’ye bile borç verebiliriz diyen, siyasi olarak güçlü bir ülkeden bahsediyoruz. Erdoğan Sultan Abdülhamit’ten daha güçlü. Abdülhamit çok zayıf bir konumdaydı. Şu anki haliyle Osmanlı’nın son döneminden daha güçlü olan Türkiye Cumhuriyeti Batı’nın oyunlarının birçoğunu def edebilir. O yüzden Batı, dışarıdan müdahale yerine içerdeki fraksiyonlarını harekete geçirerek Erdoğan’ı zayıflatmaya çalışıyor. Sultan Abdülhamit’e yaptıkları gibi diktatörleştirerek, şeytanlaştırarak onu destekleyen kitleyi bölmek istiyor. O kitleyi böldüğü zaman toplumu böler, istediği zaman o toplumun bütün kodlarıyla oynayıp milleti birbirine kırdırtabilir. Batı’nın yapmak istediği tam da bu. Türk toplumu 15 Temmuz’da bunu çok iyi gördü. Cumhurbaşkanı özellikle 17-25 Aralık’tan beri PKK ve FETÖ’nün ortak hareket ettiğini söylüyordu. Rus uçağından tutun da Uludere’ye, Hrant Dink’in öldürülmesine kadar birçok olayda ortak hareket ettikleri ortaya çıktı.

 

 

Türk toplumu oyuna gelmedi

Esed’in gitmesini isteyen Batı Türkiye’yi yalnız bıraktı dediniz. Peki, Türkiye’nin kendi başına izlediği politika doğru bir politika mıydı?

Küresel ve bölgesel güçler içinde Suriye’ye yönelik politikası en doğru olan ülke Türkiye idi. Türkiye’nin politikası insaniydi, ahlakiydi, vicdaniydi. Suriye’de büyük bir katliam vardı. Çok ağır ve kimyasal silahlar kullanıldı, yüz binlerce insan katledildi. Türkiye Suriye halkına kucak açarak insani görevini yerine getirdi. Geçmişte kendilerini bizim için feda eden bu topluma sahip çıkmamız gerekiyordu. Halkımız da buna hazırdı. Birilerinin Suriyelilerin burada işi ne demesine rağmen Türk toplumu bu oyuna gelmedi.

 

 

ABD'li General Joseph Votel’in “ABD'nin Türk ordusundaki yakın müttefikleri tutuklandı” yorumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD darbeyi ciddi manada kınamadı hatta katledilen insanlarımızla ilgili bir mesaj bile yayınlamadı. Votel’in açıklamaları da FETÖ’nün arkasında kimlerin olduğunu gösteriyor.

 

 

ABD Fetullah Gülen’i teslim edecek mi?

Eğer ABD hala Fetullah Gülen’i kullanılacak bir potansiyel olarak görüyorsa teslim etmeyecek. Türkiye’de artık kullanılma süresi bitmiş olabilir ama bu örgütün öbeklendiği birçok ülke var. Hala kullanışlıysa oralarda kullanabilir. Arnavutluk, Kırgızistan veya Afrika ülkelerini buna örnek verebiliriz. Ben kısa bir süre sonra o ülkelerin halklarının bunları def edeceğini düşünüyorum. Gidebilecekleri hiçbir yer olmayacak. En sonunda ABD de bunların kullanım süresini bitirecek. İstihbarat örgütleri hainleri kullanır atarlar. Bir yerlerde ölü bulursunuz onları. Liderlerini öldürürler, bölerler, sonra o parçaların hepsini başka çıkarlar için kullanırlar. Bu da öyle olacak.

 

 

FETÖ lideri en başından beri mi Batı’yla işbirliği yapıyordu?

Darbenin olduğu gün burada bazı ABD’lilerin olduğunu duyduk. Bunlardan birisi eski CIA başkanı Türkiye koordinatörü Graham Fuller. Yunanistan’a giden helikopterlerin içinde onun olduğunu Yunan medyası da doğruluyor. Fuller’in Türkiye’de olduğu dönemlerde FETÖ ile yakın ilişkiler kurduğu söyleniyor. Cemaatten ayrılan Nurettin Veren ve Latif Erdoğan’ın açıklamalarına baktığımızda cemaatin daha kurulduğu gün CIA ve CIA’ya hizmet eden Türk istihbaratının içinde büyüdüğünü gösteriyor. Bu kadar hızlı yayılmasının altında bunlar var.

 

 

Liyakate önem verilmeli

Ergenekon, Balyoz, Ay Işığı vs. gibi davalarla boşalan kadrolara FETÖ elemanlarının yerleştiğini biliyoruz. Şimdi aynı hızla boşalan yerlere gerçekten Türkiye’nin selameti için çaba sarf eden liyakatli kimseler mi yerleştiriliyor ya da yeni kadrolar yeni darbelere zemin hazırlayabilir mi?

Türkiye kurumsal ve büyük bir değişimin içinde. Liyakate önem verilmesi gerekiyor. Bugün işsiz ve küskün binlerce üniversite mezunu var. FETÖ ve ulusalcı kanat kendinden olmayanları dışlıyordu. Bu iki kanat aslında Türkiye’nin yüzde beşi bile etmiyor. Türkiye’nin yüzde doksan beşi bunların mağduruydu. Hükümete düşen yeni dönemde bu yüzde doksan beş mağduru yüzde beşe kurban etmemek. Liyakat çok mühim. Liyakatsiz insanlarla bazı şeyleri yürüttüğünüz zaman kötü sonuçlar çıkabilir, insanlar ayrışabilirler. İşi ehline emanet etmek gerekiyor.

 

 

Bundan sonraki süreç nasıl gelişir? Türkiye’yi neler bekliyor?

Uzun soluklu bir döneme, uzun bir mücadelenin içine girdik. Şu anda elimiz güçlü ve daha büyük bir güç olmaya doğru adım atıyoruz. Bu yol elbette ki dikenlerle bezeli. Adım atarken daha dikkatli olmak gerekiyor; çünkü kavga büyük. Ortadoğu ve dünya siyaseti yeniden dizayn ediliyor. Türkiye dünya siyasetinin merkezinde olduğu için Rusya’daki gelişme de, Çin’deki, Hindistan’daki, Afrika’daki gelişme de bizi etkiliyor. Bulunduğumuz jeopolitik konum bunu gerektiriyor. Hem konum itibariyle hem de sahip olduğumuz düşünsel tarihi miras itibariyle dünyanın hedefi halindeyiz. Toplum güçlü bir lider buldu ve bu liderin etrafında kenetlenerek güçlü bir Türkiye ortaya çıkarmak istiyor. Cesur bir lider, cesur bir halk var; ortaya güçlü bir entelijansiya da çıkarırsak Türkiye ileriyi çok rahatlıkla yakalayabilir ve güçlü bir ülke olarak ortaya çıkar.

 

 

Darbeler yüz yılı bitti

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

20. yüz yıl darbeler yüz yılı olarak biliniyordu. 1949’da Suriye’de, 1952’de Mısır’da, 1953’te İran’da, daha sonra Yemen, Libya, 1960’ta Türkiye’de, Cezayir, Tunus, vs. bütün coğrafyada arkasında KGB ya da CIA’nın olduğu darbeler yüz yılı başladı. Her beş-on yılda bir büyük kayıplara mal olan darbeler oluyordu. 21. yüz yılda halklar artık yeter dedi. 15 Temmuz bu coğrafyanın halklarına örnek oldu. Artık darbeler yüz yılı bitti, halkların yüz yılı başladı. Halk darbeyi yendi.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 212 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 4863936 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA