Bugün 20 Kasım 2017 Pazartesi
  • İstanbul6 °C
  • IMKB
    80.549
    %0.65
  • Altın
    161,083
    %-0.15
  • Dolar
    3,9233
    %1.34
  • Euro
    4,6062
    %0.86
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Neresi sıla bize, neresi gurbet?
25 Mart 2012 Pazar 14:56

'Neresi sıla bize, neresi gurbet?'

Memlekete gittiğimizde yaşadığımız yeri, yaşadığımız yerde ise memleketi özlüyoruz. Uzmanlara göre de 'Nerelisin?' sorusu tezatları içinde barındırıyor.

Ünlü Yunan şair Konstantinos Kavafis, 'Şehir' adıyla Türkçeye çevrilen şiirinin başında şöyle der: "'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim' dedin-'Bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet'..." Şiirin ikinci bölümünde Kavafis seslenir, gidecek olana: "Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın-Bu şehir arkandan gelecektir-Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın-Aynı mahallede kocayacaksın..." 1863'te İskenderiye'de doğan Kavafis, İngiltere ve İstanbul derken, 1933 senesinde, ömrünü doğduğu yerde, İskenderiye'de tamamladı... Hoş, acılarla yüklü bir şehri terk etmenin imkânsızlığını anlatsa da, Kavafis haklıydı. Nereye gidersek gidelim, ayrıldığımızı sandığımız 'o şehir' arkamızdan geliyor. Başka yerlere gittiğimizde kimi zaman o sesin cazibesine kapılıp Yunan şair gibi geri dönüyoruz; kimi zamansa geliş-gidişlerle yetiniyoruz. Yine de kuşlar kadar göçmen değiliz! Dönmeyeceğimizi sansak bile, çok zaman cenazelerimiz dönüyor memlekete...

"Bütün göçmenlerde 'yersizlik' hissi var"

Türkiye'deki göçlerin büyük bölümü ekonomik nedenlere dayanıyor. Eğitim, terör gibi zorunlu hallere nazaran, kendi seçimimiz bu. Yeni yerimize alışma, geldiğimiz yerleri unutma süreci koyuyor, 'gurbet' ve 'sıla'nın adını. Şehir Üniversitesi'nde sosyoloji dersleri veren; şehir, bölge ve planlama uzmanı Prof. Dr. Murat Himmet Güvenç'e göre 'Nerelisin hemşehrim?' sorusu da 'oxymoron' yani zıtlıkları içinde barındıran bir özelliğe sahip. Barış Manço gibi 'Bu dünya benim memleket' demekle çıkmak da kolay değil, işin içinden. Hele de söze konu olan İstanbul'sa: "'Nerelisin hemşehrim?' sorusu, toplumsal sıkıntımız. Olduğumuz yerde oturmayı beceremiyoruz. İstanbul'da bir yaşam, topluluk kültürü geliştiremiyoruz. İnsanların yan yana yaşadığı; ama topluluk olamadığı bir yer, burası. Sosyal haritalarına bakılırsa, çok bölünmüş bir şehir. Birbirinden kopuk (toplumsal) cemaatlerin kurduğu kapalı siteler ve rezidanslarla daha bir pekişen şey, bu. Kalabalıklar içinde yalnız yaşarsınız. İstanbul'a ait olmazsınız."

Prof. Dr. Güvenç'e göre dünyanın bütün göçmenlerinde, haymatlosluk yani vatansızlık, yersizlik hissi var. Göçün insan hayatındaki en önemli travmalardan biri olduğunu söyleyen sosyolog, "Bilmediğin ağların içine giriyorsun. Toplumsal ağların içine girmek de, girmemek de zor. Girmezsen yalnız kalırsın, seni yerler." diyor. Bu noktada bir ayrım yapma ihtiyacı duyuyor: "Bir İzmirlinin İstanbul'daki toplumsal ağları da Karadenizliler kadar güçlü değildir mesela. Karadenizlilerin İstanbul'a gelmesinin sebebi zaten o toplumsal ağlar. Göç eden kişiyi, hangi işte kullanmak istiyorlarsa o işe sokuyorlar. İzmir'den ya da Ege'den gelenler ise çok daha bireysel yaşıyorlar. İstanbul'un eğitim düzeyi yüksek bölgelerine yerleşiyorlar."

"Aslında içindeki yeri özlüyorsun"

Göçün psikolojik yanını İstanbul üzerinden irdeleyen psikiyatrist Prof. Dr. Erol Göka'ya göre, dünyanın ve tabii ki Türkiye'nin gidişatına bakılırsa metropolleşme kaçınılmaz. Göka, buna 'İstanbullulaşma süreci' de diyor: "Bu yön, hayatın artık büyük merkezlerde, metropollerde cereyan edeceğini gösteriyor. Herkes bunu görüyor. Hiç kimse çocuğunun taşrada eğitim görmesini, meslek sahibi olmasını istemiyor. İstanbul'a geldiğinde ise taşralı kimliği onu paçasından aşağıya çekiyor. Ama böyle bir hayat mümkün değil ki!"

Kentlileşme, bir yandan da 'modern insan' kalıbına uyma çabası demek. Tüketim alışkanlıklarından boş zaman faaliyetlerine kadar kentli yaşam kültürü içinde yoğrulmamak mümkün değil. Tatil dediğimiz şey de, çalışma odaklı bir hayattan kendimize zaman çalmak bir bakıma. Bu noktada, Prof. Dr. Erol Göka'ya göre bir çatışma başlıyor: "Modern insan çalışırken tatili, tatildeyken de işini özlüyor. Tatil için gittiğimiz memleketimizde yaşadığımız şehri, yaşadığımız şehirde çalışırken memleketimizi özlüyoruz. Bir yandan da hiçbir şey eskisi gibi değil! Sen aslında kendi iç dünyandaki yeri özlüyorsun. Gidip bakıyorsun ki orası da değişmiş. Bu da bir 'yersizlik' durumu."

Fransız düşünür Gilles Deleuze'ün 'ayrık otu' kavramına karşılık geliyor bu durum, ünlü psikiyatra göre: "Batılılar buna çok özeniyor. Biz de bu haymatlosluğu kabul etmek durumundayız. Şehir yaşantısı tamamen bize ait değil!"

"İzmir'e dönüp rahat yaşamak istiyorum"

'Taşra-metropol' ayrımı, göçmen psikolojisini anlamak açısından kaçınılmaz. Zira taşradan metropole göç eden insanların büyük bölümü, çoğunlukla bir 'kaybeden', 'yapamayan' olarak geri dönüyor. Metropolden metropole göç edenlerde ise durum daha farklı. Bu kategoridekilerin önemli bölümü, arzuladıkları rahatı bulamadıkları için bedel ödemeyi gereksiz görüyorlar ve geldikleri yere dönüyorlar.

34 yaşındaki, makine mühendisi Göksel Kılav da dönmeyi arzulayanlardan birisi. 2011 Nisan'ında eşi İstanbul'da memuriyete başlayan Kılav da kendisine İstanbul'da iş bulmuş. İstanbul'un zorluklarının farkında olup bu zorluklara kendisini alıştırarak gelmiş: "En büyük problemin trafik ve kalabalık olacağını düşündüm. İzmir'de 5 dakika trafik dursa, çileden çıkarsınız. Çalıştığım iş, en başta evime yakındı. Sonraki yerim de çok uzak değildi. Karşı tarafa geçince sorun yaşıyordum. 'Keşke gelmeseydim' diyordum. Mecburiyetten geldim. Son iki aydır işten ayrıldığımdan beri 'Ne yapsam da geri dönsem' diye düşünüyorum. Son bir buçuk ayı İzmir'de geçirdim. Oraya ait olduğumu bir kez daha hissettim. Eşim 4 yıl daha burada çalışmak zorunda, nasıl döneriz bilmiyoruz."

Göksel ve eşi Deniz Kılav, Bostan-cı'da yaşıyor. Bostancı, Göksel'in anne ve babasının yaşadığı İzmir'in Güzelyalı semtine benziyor. Prof. Dr. Murat Himmet Güvenç de yaptıkları araştırmalarda Ege'den göç edenlerin İstanbul'un Kadıköy, Beşiktaş, Sarıyer, Bakırköy, Yeşilköy gibi sahil bölgelerine yerleştiklerini saptamış. Saydığı bölgelerin demografik yapısı, gelir ve eğitim düzeyi yüksek insanları işaret ediyor. Tüm bu yerlerin İzmir'in sahil şeridindeki bölgelerine çok benzediği de kesin. Göksel Kılav, kendisini İstanbul'a ait hissetmemiş hiçbir zaman. Yaşadığı hayal kırıklığını şöyle anlatıyor: "İstanbul daha Avrupai, insanlar kopuk. İzmir'de insan ilişkileri daha sıcak. Burada her şey işe odaklanmış. Bencil bir hayat var. Bu bir kendini sağlama alma içgüdüsü. Rahat bir şehir değil, İstanbul. Bazı arkadaşlar 'İzmir'e gelme, sıkıcı olur' diyor; ama ben hayatı daha sakin, rahat yaşamak istiyorum." Genç mühendisin yaşadığı yalnızlık duygusu, eşine oranla daha derin. Eşi Deniz de dönmek istiyor; ancak İzmir'deki son bir buçuk yılında çalışmadığını unutmuyor. Eşinin memuriyeti yanmasın diye, dönüp dönmemek arasında kararsız Göksel. "Burada mutlu insan göremedim." dese de, İstanbul'a kapıyı açık bırakıyor: "İşimi burada kurup kurmamaya karar veremedim. İmkân çıkarsa dört yıl iyi geçebilir."

"Muş'ta doğup büyüdüm ama İstanbul'a aitim"

33 yaşındaki avukat Asım Yıldız ise üniversiteyi okumak için Muş'tan İstanbul'a gelmiş. Kendi deyimiyle ömrünün yarısı Muş'ta, yarısı da İstanbul'da geçmiş. İzmirli akranının aksine, kendisini artık bir İstanbullu sayıyor: "Orta standartta geçinen bir insan 3 sene İstanbul'da kalırsa, burayı kolay kolay terk etmez. Büyük şehrin hengamesi var; ama İstanbul farklı. Özellikle eski İstanbul'u, Suriçi'ni çok seviyorum. Hâlâ Suriçi'nde yaşıyorum. Evler küçük, mimari biçimsiz; ama burada yaşamaktan memnunum. Kendimi yüzde yüz İstanbullu hissetmiyorum; ama buraya ait hissediyorum."

Asım Yıldız, İstanbul'u kozmopolit bir devlete benzetiyor ve ekliyor: "Her geleni kabul ediyor. Mesela İzmir'de bu yok. Orası daha çok beyaz Türklerin olduğu, gelenlerin ötekileştirildiği bir şehir. Ankara'da ise bürokrasi soğukluğu var. Alevi misin, Karadenizli misin, Doğu'dan mı geldin, hepsi var burada. İstanbul seni dışlamıyor. Üstelik bu çeşitliliği gettolarda da yaşamıyorsun."

Genç avukat, İstanbul için 'taşı toprağı altın' diyenlerden: "Yaşın ne olursa olsun, araba yıkamaktan kâğıt mendil satmaya kadar, çok çeşitli olanaklar veriyor sana." Asım Yıldız da haymatlosluk duygusunu yaşayanlardan: "Muş'a gidince çocuklar toprakla, doğayla baş başa kalacak diye seviniyoruz. Ama 10 gün geçtikten sonra sıkılıyoruz. İstanbul'a dönmek istiyoruz. Ailem Muş'a dönmem için çağrıda da bulundu. Orada evimiz vardı. Belki daha zengin olurdum; ama burada mutluyum."

Asım'ın eşi İstanbullu. Ama eşinden önce kendisi karşı çıkıyor geri dönmeye, ödediği ve ödeyeceği bedelleri bile bile...

İstanbul, en fazla göç alan, göç veren il

Prof. Dr. Murat Himmet Güvenç: "Türkiye'de göçlerin sonlandığı dört varış noktası var. Bunlar Türkiye'nin dört büyük ili: İstanbul, Ankara, İzmir, Adana. Türkiye'deki bütün göçlerin yüzde 18'i İstanbul'da sonlanıyor. İstanbul'a gelenlerin yüzde 50'den fazlası, Kırklareli'nden Hopa'ya kadar olan hattaki 26 ilden geliyor. İstanbul en büyük Karadenizliler ili. 'İstanbul'a geldiler, kaldılar' inancı var; ama İstanbul aynı zamanda Türkiye'nin en çok göç veren ilidir. Yılda 500 bin insan, İstanbul'dan geriye dönüyor. Bu da göç edenlerin yarısından fazlası demek. Geriye dönüş meselesi, müthiş bir oranda. Karadeniz'den gelenlerin büyük kısmı sigortasız işlerde çalışıyorlar. Emekliliklerini İstanbul'da yaşamıyorlar. Memleketlerine geri dönüyorlar. Burada bağlantıları var. Ama kendilerini İstanbul'a ait hissetmiyorlar."

 

ZAMAN

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
  • Öncü Spor'un yeni başkanı Mustafa Canbey
  • 3 milyon 500 bin kişi park edip devam etti
  • Polis her yerde onu arıyor
  • İstanbul'a 20 saatlik yağış geliyor
  • Bu pazarda para geçmez
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 212 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 4863936 / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA